|
Bir Ramazan daha geldi geçti... Şimdi şeker bayramını kutluyoruz.
Tüm İskelelilerin, Bigadiç ve çevre köylerde yaşayan hemşehrilerimizin ve toprağından uzak yaşayan tüm gurbetçilerimizin bayramını en içten dileklerimle kutluyorum..
Bu yazımda; fotoğraf objektifime yakalanan İSKELE kareleri üzerinden sizlere bir bayram armağanı sunmak istiyorum. Oruç ayında memleketinde bulunamayan, bulunsa da haberi olmayan hemşehrilerimiz için İSKELE'yi adım adım, sokak sokak dolaştım.
Bakın İskele'yi dolaşırken neler gördüm, neler duydum..!
Gecenin üç buçuğu..!
O gece anamın evine gelip yatağıma yatalı 3 saat oldu. Gelgelelim uyku bir türlü tutmuyor. Hava o kadar sıcak ki..! Ve üstelik gecenin sessizliği öyle büyülü bir hava yaratıyor ki ruhumda; bu sessizliğe eşlik eden cırcır böceklerinin ötüşü, doğadan taa yukarılara, karanlık semaya uzanıp tüm evrene yayılıyor sanki... İşte tam da bunu düşünürken, gerçekten de uzayda yaşadığınızın farkına varıp dehşete bile düşebiliyorsunuz...
Ben bunları düşüne düşüne uykumu rezil ederken; sonunda ışığı yakıp kitap okumaya karar veriyorum. Maksadım bu acayip uzaylı piskozundan kurtarmak kendimi...
Çantama uzanıp kitabı elime alırken bir de ne göreyim..!
Yanımda getirdiğim tek kitabın kapağında 'TARİHİN BÜYÜK SIRLARI' yazıyor. Yazarı Paul Aron.. Şansa bakın ki; bir gizemin ihtiraslı kollarından kurtulmaya çalışırken, başka bir sırrın acımasız kolları arasında buluyorum kendimi.
Nihayet, birkaç saniye bile geçmeden uzaklardan gelen davul sesi beni bu durumdan kurtarıyor.
Belki 5 dakika boyunca davul sesini dinliyorum. Davulcu yetenekli biri olmalı diye düşünüyorum içimden. Ritimler yerinde; 'kesinlikle müzik yeteneği var.'
Uyandırmak için her seslenişinden sonra; yeni, farklı bir ritim çalmaya başlıyor. Yani; repertuvar da iyi.!
- Dom doma dom dom... Dom doma dom dom...'
'Ahmet dayııııııı kalkkk..!'
- Dom dom dom.. Dom dom dom...!
'Üsin dayııııı kalkk..!
Kısa süre sonra davul sesi artık daha güçlü duyulur hale geliyor. Anlıyorum ki davulcumuz bizim eve yaklaşmakta..
Üşenmeden yatağımdan kalkıyorum. Altımda sadece bir şort, üstüm söylemesi ayıp 'gayet free' çıkıyorum sokağa.. Nasıl olsa bu saatte kimseler göremez ya beni... Davulcu yaklaşıyor, yaklaşıyor..
Beni görünce duralıyor,
Napsın garibim...
Gecenin bir yarısı; elinde fotoğraf makinası, altında şort, üstü çıplak bir adam duruyor karşısında...
Sapık mıdır, manyak mıdır, in midir, cin midir ?
İşte bu acayip adam; 'Halittt.. Bir poz ver bakammm' diye seslenip, garibim şaşkın şaşkın ne olduğunu bile anlamadan çekiveriyor fotoğrafını...
Davulcu; tek kelime bile etmeden devam ediyor işine;
- 'Dom doma dom... dom dom dommm...'
İşte bu Ramazan davulcusunun adı : HALİT KURT

Davul çalan sadece Halit değil ki..!
Aylardan Ramazan olunca geleneksel 'DAVUL' merakı minikleri bile sarmış İskele'de. Halit ile karşılaştığımız gecenin sabahında, bir ara yolum İskele'nin merkezinde bulunan Tekeler'in evinin önünden geçiyor. Avlunun içinden gelen davul sesine doğru yönelince bir de ne göreyim.!

Karşımda minik bir Ramazan davulcusu...
Yukarıda resmini gördüğünüz minik davulcunun adı Emirhan Teke. Tekeler'den Hasan Teke ve Fatma Teke'nin küçük oğlu Emirhan.! Hasan ve Fatma'nın Emirhan'dan bir kaç yaş büyük bir oğulları daha var. Onun adı da; Yiğithan.! Kardeşinin eve kaçmasından sonra bu defa Yiğithan davulu boynuna asıp başlıyor çalmaya..!
Her ikisinin de gözlerinden öpüyorum.

Kavunsuz İskele mi olur?
Biliyor musunuz, bu yaz İskeleliler bırakın satmayı, sofralarında yemek için bile kavun bulamıyor. Tarlalar kavrulmuş. Bırakın kavunu, kökenleri bile yok neredeyse... Adeta çöl haline gelmiş tarlalar. Aşağıdaki fotoğrafta, nasıl olduysa yaşamayı becerebilmiş bir İskele kavunu görüyorsunuz. O da yaralı..!
Kavunsuz bir İskele; gerçekten çekilmiyor. Üstelik de biliyor musunuz; kavun kokusu olmadan İskele İskele'ye hiç benzemiyor doğrusu..

Kavun öldü, yaşasın kabak..!!
İskele'de kavun gerçekten ölmüş. Bu senenin favorisi KABAK... Yani kabak İN, kavun AUT..! Memduh dayımızın ön ayak olup getirdiği çekirdek kavunları İskelelinin umudu olmuş durumda.. Pek çok vatandaş kabak ekmiş tarlasına. Ve sanırım sonuç da almış görünüyor. Dileriz pazarlama işi de başarılı olur da vatandaş kazanır..!

Yukarıdaki fotoğrafta kabak çekirdeği çıkartmaya çalışan İskeleli bir aileyi görüyorsunuz. Tayyip Çetin, kayınvalidesi Nafiye ablamız, Muslu Çetin'in annesi Fatma ninemiz ve Tayyip'in eşi Sevgi hanım...
Kolay geleee..!

İşte size bayram şekeri gibi tatlı bir kız. Hem de elleri kınalı.!
Adı Gül AYKUT.. Memduh dayımızın torunu..
Turan ve Gülbahar Aykut'un biricik kızları Gül..
Yedi yaşında olan bu şeker kız bu sene 1 nci sınıfa başlayacakmış. Babası İskeleli, annesi Gülbahar ise Savaştepeli imiş. Sahi Gül'ün bir de göbek adı varmış. Samimi olduğumuzdan bunu özellikle söyledi bana: Güldeniz.!
Gül; tatlı mı tatlı, güzel mi güzel, zeki mi zeki.! Bir konuşması var görmelisiniz. Büyümüş de küçülmüş sanki. Çocuk haline, boyuna posuna bakıp da sakın onunla çocukça konuşmalar yapmaya kalkmayın. Benden söylemesi.! Aldığınız cevapları duyduğunuzda, onun zekasına tanık olduğunuzda şaşıracaksınız. Emin olun, kendinizi şöyle bir toparlatıp ciddi sohbete girişeceksiniz hemen.
Gül ile yolda tanıştık biz.. Arkadaş olduk. Sohbet ettik.. Çünkü en çok hoşuma giden şey, minik bir çocukla ciddi ve büyük sohbetler yapmaktır. Siyaset, felsefe, ekonomi filan.. :) Şaşkın şaşkın bakarlar size, anlamaya çalışırlar, sonra da ortama uyup hemen ciddileşirler. Nihayet onu adam yerine koyan bir büyük çıkmıştır karşılarına.. Onların özgün bakış açısı; yeni ve farklı ufuklar sunar, prangalardan kurtarır sizi...
Gül ile bir iki dakika içinde dost olduk. Hatta birbirimize telefon numaralarımızı, MSN adreslerimizi verdik. Sonra da yeni buluşma sözü vererek ayrıldık. Annesinin kucağında uzaklaşırken, dönüp dönüp geriye, hala bana bakıyordu Gül.
Söz verdik.. Ailelerimiz karşı çıksa bile gizli gizli buluşacağız Gül ile... Hiç kimse bizi ayıramayacak.

İşte benim biricik arkadaşım Gül ve onun arkadaşı Hanife Kurt..
Sadık ve Ayşegül Kurt'un kızları Hanife.. O da bu sene 1 nci sınıfa başlayacakmış. Hatice adında bir de kardeşi varmış Hanife'nin. O da çok mahsun, şeker gibi bir kız ama sessiz... İnsan şaşırıyor. Hayret..! Nasıl da yanındaki cadı ile arkadaş olmuşlar...
Her ikisine de Ankara'dan sevgilerimi gönderiyorum...

Ramazan ayı pidesiz olur mu? Olmaz tabi..
Ekmek fırını harıl harıl pide çıkartmaya çalışıyor. Fatma Bayatlı ablamızın da çalıştığı fırında iftara yakın epey bir telaş var. Bir yandan hamurlar açılıyor, diğer yandan elle şekillenip üstüne çorotu sepeleniyor.
Pide almak için içeri girdiğimde, Fatma ablamız 'Bekle azıcık da sana özel bir pide yapalım' diyor. Sonunda merakla beklediğim pide çıkıyor. Üstüne bolca çorotu sepilmiş, hafifçe kızarmış, üstünde dumanları tüten pideyi kaptığım gibi anneme yollanıyorum.. Ezan olmak üzere.!
Ankara'dan; sürekli gülümseyen, sempatik fırıncı ve karısına... Fatma ablamıza ve fırında çalışan herkese selamlarımı iletiyorum. Ellerinize sağlık..!

Mehmet ve Mete...
Gülümseyen bu iki delikanlı da Fatma Bayatlı ablamızın torunları...

İftara neredeyse yarım saat kaldı...
Pideler fırında pişiyor.. İskeleliler ise fırının önünde pide nöbetinde.!

Günün akşam saatleri. İftara çok az kaldı..
Orada burda evinde uyuyan uykucu İskelelilerin hepsi karıncalar gibi sokakları dolduruyor. Tam ticaret zamanı. Bu durumdan faydalanan Karaların Umar (Ömer) iş üzerinde. Elindeki çakmakları kahve önünde pazarlıyor. Cumhuriyet Mahallesi Muhtarı Abdullah Karakoç ise çakmakları inceliyor..

İskele sokaklarında oynayan çocuklarımız.. İsmail Acar'ın oğulları; Mert Alper Acar, Muharrem Acar ve Umut Çetin. Köpekleri öyle seviyor ki onlar buldukları iki köpek yavrusunu yanlarından hiç ayırmıyorlar.
Bana poz verirken köpeklerinin ismini soruyorum. Daha yürümeyi bile beceremeyen sevimli bu iki köpek yavrusunun isimleri; KİNG ve KONTES...

İşte Ramazan ayının hemen hemen her gününde Sineklerde akşam üstü.
Müthiş kalabalık. Oturmak için hazırlanan masalar yetmiyor, hemen hemen her ağacın altına bir aile sığınıyor.. İskele'de bu Ramazan'da Sineklerde oruç açmak moda olmuş. Evinde yemeğini yapan, çorbasını hazırlayan, etini terbiye edip hazırlıkları tamamlayan vatandaş soluğu Sinekler'de alıyor.

İşte bu ailelerden biri de Bayhan ailesi...
Onlar herkesten çok farklı bir hazırlık içindeler. Kıymalı ve peynirli 'açma' yapan Bayhan ailesi ilgimi çekiyor. Bir süre sohbet ediyoruz.
Hüseyin Bayhan, Ayşe Bayhan, Hakime Budak, İsmail Budak, Şenay Durak, Mustafa Durak...
Hüseyin ve Ayşe Bayhan'ın tüm çocukları ve torunları Almanya'da yaşıyor. Ahlen şehrinde yaşayan Bülent, Emin, Hüseyin ve Bülent Bayhan'a; tüm gelinlerine, torunlarına sevgi ve selamlarını gönderiyor onlar...
Bu arada, onlar hem kıymalı, hem de peynirli açmalardan bana da ikram ettiler. Vallahi öyle leziz olmuşlar ki hepsini bitirdim. Sonra da kendi masama gidip maalesef dere balığı yiyemedim.

Biz onlara her ne kadar Hüseyin ve Ayşe Bayhan da desek; onların İskelece adı; Kuşçu Üsin Dayı ve Aşakadın...
Bir yandan açmalar açılıp hazırlanırken, diğer yandan da ocakta bir güzel pişiriliyor. Almanya'dan bu haberi okuyup, fotoğrafı görecekler için söylüyorum; 'Şimdi gel de yutkunma..' di mi?

Bigadiç'te ticaretle uğraşan Halil Yılmaz abimiz, eşi Hayriye Yılmaz ve torunları Ecem Yılmaz.. Sineklerde yan komşumuz olan Halil abimizle epey sohbet ediyoruz. Tarih bilgisi beni etkiliyor. Ve tabi ki toprağına ve İskele'ye olan sevdası...
Ankara'dan Yılmaz ailesine sevgi ve saygılarımı gönderiyorum...

İşte bizim ekip..!
Bir önceki gün, adak olarak bir dana kesip fakirlere dağıtmıştım. İskele'ye, Kırca'ya, Bigadiç'e, Osmanca'ya...
Özellikle sadece fakirlere verme kararlılığım ve inadımdan dolayı, çevremde o an bulunan insanlara veremedim maalesef.. Onların da tatması için 'dana kavurma' yapıldı o akşam... Allah kabul etsin. Sohbet edildi, dualar okundu...

Sinekler'de iftar anını, Karesi Camii imamı Ramazan Yaşar duvara çıkıp ezan okuyarak ilan etti.
Bu; Sineklerde pek de yaşanmayan özel bir andı doğrusu.. Herkes sofrasında bu sesi beklerken; ezan sesi Tanrı'nın kutsal nefesi gibi hepimizi sarmalayıp kuşattı.
Ezan ile birlikte sadece kaşık çatak seslerinin duyulduğu bir an vardı...
Ve sonrası ise kocaman bir sessizlik...

İftardan sonra teravih namazı kılındı. Belki de camii cemaatinden daha çok insan ilk defa açık havada Tanrı'ya dua edip namazlarını kıldılar.
Bu arada TERAVİH NAMAZININ kelime anlamı ne biliyor musunuz?
'Dinlendirme, rahata erdirme, mola verme..'
Merak edip azıcık araştırdım ve sizlerle paylaşmak istedim.

İftar saatine az bir zaman kala Sinekler'e gelen bir İskeleli.
Yahu; kardeş..! Bu saatte gelirsen hiç yer bulabilir misin? Bu ne acemilik böyle ? Traktörün üstünden bana bakıp hınzır hınzır gülümseyen bu vatandaş; Mehmet Kurtbay.. Mehmet kardeşimiz iftara geldi ama biraz geç geldi tabi... Çünkü Sinekler'de her yer kapıldı..
Mehmet'in yanındaki ise kızı Gözde Kurtbay..
'Dilerim yer bulursunuz, bol şanslar Mehmet kardeş' deyip biz yazımızın son iki haberine geçelim..

Bu delikanlılar da 'YİMEŞME' yapmaya gidiyorlarmış...
Şimdi 'yimeşme' de ne demek diyen çıkar aranızda... Yimeşme demek; dereye, ormana ya da bir ağaç altına gidip 'yemek içmek' demek. Yani piknik yapmak demektir. Yimeşme genellikle 5 yaşından 14 yaşına kadar erkek çocukları tarafIndan yapılır...
Fotoğrafta gördüğünüz İskeleli çocuklar da Bakkal İsmail'den alışverişlerini yaptılar. Ben onları tam da yimeşme yapmaya giderken yakaladım. 'Neri gidiniz' diye sordum. Bir ağaç altına gidip oturacaklarmış. Bakın Samet'in elindeki gazoza..
Şimdi de fotoğraftaki çocukları tek tek tanıyalım :
Kırmızı tişörtlü delikanlımız Hasan Karakoç'un oğlu Emirhan, yanındaki İsmail Acar'ın oğlu Muharrem, yeşil tişörtlü olan onun kardeşi Mert Acar, yanındaki Şuuri Karakoç, uzun boylu delikanlı Medinelerin Ali'nin oğlu Samet Doğru ve beyaz tişörtlü olan Muslu Çetin'in oğlu Umut Çetin..

Bu da son bayram şekeri...
Yazımı bilerek ve özellikle, fotoğrafta gördüğünüz şu güzel kızla bitirmek istedim. Onun adı AYŞE YILDIZ... Hakkılardan Mehmet Yıldız'ın güzel kızı Ayşe; Sinekler'de bana işte böyle poz verdi. Ayşe'nin çok güzel ve anlamlı gözleri var. Bakmayın siz fotoğrafta görünmediklerine; onun kocaman masmavi gözleri var.
Ayşe'nin alnındaki kırmızı izi farkettiniz mi? O iz aynı gün kesilmiş bir adak kanından alnına sürülmüş.
Ayşe'ye de Ankara'dan sevgilerimi gönderiyorum.
Sevgili okurlar;
Ne kadar uzun bir yazı oldu değil mi ? Dilerim sıkılmamışsınızdır...
Bayram günlerinde sizlere memleket rüzgarı getirmek istedim. Tabi yazarken aynı rüzgarı ben de yüreğimde hissettim...
Hadi kalın sağlıcakla...
Bayramınız kutlu olsun..!
Yücel K.
İlk Ateş Baş Yazarı
|