DÜĞÜNLER HARMANDAN SONRA.. İLK ATEŞ ® || Kültür, Sanat ve Edebiyat ... || Güncel haberler, yazarlar, son dakika, haber, anında haber, spor
TURAN KURNAZ Anasayfaya Dön
tusaf1962@hotmail.com  

Bugün yaşı 50-55 olanlar orakla ekin biçmemişlerdir.İskele bu yüzden biraz şanslıdır. Bütün sıkıntıyı, zorlukları bu yaş üzeri olanlar çekmişlerdir. Yaz mevsimi onlar için çalışma zamanıdır. Herşeylerini ertelerler. Çamaşırlar harman sonra. Nişanlar, düğünler harman sonra.. Çocuklar bile iki ay boyunca yıkanmazlar! Çünkü annesinin çalışmaktan vakti yoktur.

Hayat su gibi akıp geçiyor. Sanki bir rüya gibi... Sanki dün gibi... Ama bir bakıyorsun aradan kırk yıl geçmiş.'Hey gidi günler hey' diyorsun. Yaşlandık mı acaba?

Sabahleyin, önce tarhana çorbasının mis gibi dumanı burnumuza gelir, arkasından- hormonsuz- bahçemizden toplanmış biber ve domates kızartmasının kokusu artık sizi uyandırır.

Bir telaş vardır, ekin biçmeye gidelecektir.

Bir sanat eseri gibi süslenmiş tahta kaşıklarla acele acele çorbayı yudumlar, eline biber kızartmasını alır, çeneni yukarı kaldırır, ağzına atar, ağzını şapırdatarak yersin. Arkasından da meşhur hamur aşı oldu mu keyfine diyecek yoktur.

Bugün yaşı 50-55 olanlar orakla ekin biçmemişlerdir. İskeleliler bu yüzden biraz şanslıdırlar. Bütün sıkıntıyı, zorlukları bu yaş üzeri olanlar çekmişlerdir.

Yaz mevsimi onlar için çalışma zamanıdır. Her şeylerini ertelerler. Çamaşırlar harmandan sonra, nişanlar-düğünler harmandan sonra... Çocuklar bile iki ay boyunca yıkanmazdı. Çünkü annesinin çalışmaktan vakti yoktu.

Benim en çok tarlalarda yatıya kalmak hoşuma giderdi. Gündüz orak biçilir, gece tarlalarda yatılırdı. Özellikle Gelinkaya'daki tarlayı çok severdim. çünkü orada dere vardı. Akşama kadar derede oynar, arasıra orak biçenlere su götürürdüm.

Akşamları da tarlanın bir köşesine döşekler atılır; kurbağa sesleri, cırcır böceği sesleri arasında uyur kalırdım.

Ekinler Temmuz sonuna kadar biçilir, Ağustos ayında öküz arabalarıyla harman yerine taşınırdı. Bizim mahallenin harman yeri Kasimlerin evinin arkası idi. Oralarda pek ev yoktu. Aynı zamanda burası biz çocukların da oyun alanıydı.

Bizim yaşımızda olup da bu harman yerinde anısı olmayan yoktur. Örneğin; ' sıraman' oynardık (Bu oyunu bilmeyenler babasına veya dedesine sorabilir). En iddialı sıraman oyunu, bir tarafta Ramazan BUDAK (Pehlivan), diğer tarafta Hikmet EŞKİN (Mukaddemlerin)...Görülmeye değerdi. Yenilen tarafın oyuncularının sırtına binilirdi.

Dokuz Taş, Şişti-Pişti, çember sürmek en sevdiğimiz oyunlardı.Bizden biraz büyükler akşam üstü futbol oynarlardı. Yalnız burda futbol oynamak o kadar kolay değildi. Mahallenin büyükleri kızdığı zaman gençler topu ellerine alıp kaçarlardı.

Bir de bu harman yerinde Ramazan ve Kurban Bayramında kadınlar oyun kurarlardı, teneke çalıp oynarlardı. 'Deli Mustafa'nın' 'çürük evlere direk' diyerek sattığı ' arı balı' nı hiç unutamam.

Biz gelelim harman yerine. Demet yığınlarına karşıdan baktığınız zaman sanki onlarca ' Mısır Piramidi' buraya getirilmiş gibi. Öküzlerin arkasına ' düven' takılıyor ve demetleri eziyor.

Düvenin üstüne binmek o kadar zevkli oluyordu ki... Eline bir de çanak veriyorlar, hayvan dışkısını yaparken sen çanağı tutuyorsun. Yüzüne gözüne ' şap-şup' kayıyor, sanki esans gibi... Mis gibi...

Rüzgar olursa tanelerini samandan ayıraksın. Annen, baban, deden, ninen yabayı daldırıp havaya kaldırırlar. Şayet rüzgar yoksa büyükler hınçlarını çocuklarından çıkarırlar. Harman yerinde dayak yemeyen çocuk var mıdır acaba...

Harmanı bitirdik, sıra geldi köfünlerde biriktirilen kayış gibi çamaşırlara. Şimdi olsa çamaşır makinesine atarsın. O zaman öyle bir şey yok. Doğru ' Oluk Pınar'a'... Çeşmenin etrafı kaynayan kazandan geçilmiyor. Sanki cehenneme gelmişsiniz! 'Külleme' yapılıyor.

Tokaçlarla sanki bateri çalınıyor, o ne güzel ritim... Ne güzel görüntü... Keşke fotoğrafları olsa... Ama hayal edin daha güzel.

Çamaşırdan biraz boş vakit bulan kadınlar çeşmenin başında çocuklarını çırılçıplak soyup küllü su ile yıkarlardı. Kazanların içine bir çok darı (mısır) atılırdı. Mısırlar o kadar tatlı gelirdi ki bize, belki de küllü sudandır.

Harman bitti, çamaşırlar yıkandı, çoluk-çocuk herkes temizlendi. Sıra düğünlere, nişanlara, sünnetlere geldi. o zamanlar nişan ve düğün oyunları herkesin kendi avlusunda olurdu. Sünnetler toplu olarak yapılır, at üstünde gezdirilirdi.

Sünnet çocuğuna hediye olarak halkalı şeker, çakmak şeker, kaba şeker verilirdi.

 

Teknoloji insanın hayatını ne çabuk değiştiriyor değil mi? Biçerler geleli düğün kültürümüz de değişti. Eskiden düğünler harmandan sonra olurdu. Şimdi ise yazın.

Yaşasın! İskele'ye biçerler gelmiş!

Düğün de yapabilirm...

Nişan da yapabilirm...

Sünnet de yapabilirm...

Harman sonrayı beklememe gerek yok.

YAŞASIN BİÇERLER...

 


3884 defa okundu

     
 
   YORUMLAR
Hocam gerçekten çok güzel yazılarınız var severek okuyoruz saygılarımla devamını bekliyoruz
04-07-2010    hüseyin kayış
Sayın İLK ATEŞ okurları. Bu makalem yayınlandıktan sonra teknik nedenlerden dolayı silinmiş. Hatta Yücel'in ''İskele'de Gün Batımı'' makalesi de aynı akıbete uğramış. Yazımı ikinci kez acele olarak kaleme aldığım için bazı imla hatalarım olmuştur. Siz okurlarımdan özür diliyorum.
02-07-2010    TURAN KURNAZ
Hocam; yeni şeyler öğrendim sayende. Sağolasın. Eee, öğretmen öğretir boşuna dememişler. Cidden; başka yazan çizen olmadığına göre o günleri miras bıraktınız çocuklara.. İşte İlk Ateş'in farkı.! Varlık nedeni bu. İlk Ateş'i kurup ısrarla yaşatmaya çalışmamdaki sebeplerden en önemlisi; bu miras meselesi. Tekrar sağolasın. YÜCEL
01-07-2010    admin
hakikaten çok güzel yazıp,eskileri çok iyi dile getirmişsiniztebrikler
30-06-2010    Gülden Önal



 
 
  1589547
   
Anasayfa   |   Künye   |   İletişim   |   İlk Ateş Baş Yazarı